Gazete Gıda surfcera
Facebook     FriendFeed     Twitter
ANASAYFA   GÜNDEM   SEKTÖR   GURME   GIDAGÜVENLİĞİ   BESLENME   HAYAT   MEVZUAT   EKONOMİ   ŞİRKETLER   FUAR   KİTAP   SÖYLEŞİ   İNSAN   AMBAR   ARTI   
Video Galeri Foto Galeri Anket Sitene Ekle Rss Akışı Arşiv Bize Ulaşın
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bildiğimiz tarım gerçekten geride kalmış gibi
06 Temmuz 2013, 00:01

Bildiğimiz tarım gerçekten geride kalmış gibi

Çağlar Keyder ve Zafer Yenal Bildiğimiz Tarımın Sonu kitabında tarım sorununu düşünmenin ve tartışmanın bereketini anlatıyorlar

Çağlar Keyder ve Zafer Yenal’ın birlikte hazırladığı Bildiğimiz Tarımın Sonu, küresel iktidar rejimlerini üreten iktisadi süreçlerle beraber tarım sorununu yeniden ele alıyor. On yılı aşan bir ortak çalışmanın ürünü olan bu eserde, tarım sorunu ve kırsal yapıların dönüşümü, metalaşma, köylünün mülksüzleşmesi siyaset bağlamında tartışmaya açılıyor. Keyder ve Yenal’la kitaplarını ve tarımı Radikal'den Zeynep Ekmekçi konuştu...

Tarım üzerine pek fazla çalışma olmadığını söylüyorsunuz...
Keyder: Evet, özellikle daha önceki dönemlerle karşılaştırıldığı zaman. 1980’lere kadar Türkiye üzerine çözümlemeler toprak düzeninden başlardı. O zamanlar toprak mülkiyeti, devlet-köylü ilişkileri gibi konular çok ilgi çekiyordu. Teknolojinin, traktör gibi emek tasarrufu sağlayan girdilerin, “yeşil devrim” diye bilinen verimlilik artışı sağlayan tohumların yol açtığı dönüşümlerin etkisi üzerinde duruluyordu. Asıl anlaşılması istenen konu, köylünün nasıl topraktan kopacağı idi. 1950’lerde başlayarak hızlı bir kentlileşme süreci yaşandı. 1980’lere kadar kentli nüfus artışı köy nüfusunu azınlığa düşürdü. Nitekim bu yıllardan sonra sosyal bilimciler dikkatlerini kente çevirdiler; gecekondu, enformel istihdam, yoksulluk gibi kente göçün ortaya çıkardığı sorunlar üzerine çalışılmaya başlandı. Yayımlanan kitap ve makalelere baktığınızda kırsal toplumu ve tarımı Türkiye’nin genel değişimi bağlamında inceleyen pek az çalışma var. Ama son zamanlarda tarım ve özellikle de gıda üretimi daha çok gündeme geliyor. Bizim yaptığımız, tarımdaki yeni durumu üretim boyutuyla anlatmaya çalışmak. Günümüzde tarımdaki üretici çok farklı koşullarda yaşıyor: Tam bir metalaşma, yani piyasanın her düzeyde hâkimiyeti söz konusu. Yani, bildiğimiz tarım gerçekten geride kalmış gibi.

Tarımda, gıda üretiminde piyasalar her zaman yok muydu? Günümüzde ne değişti?
Yenal: Bildiğimiz tarımda piyasa dinamiklerinin etkisi görece daha sınırlıydı. Devlet ucuz kredilerle, girdi sübvansiyonlarıyla, destekleme alımlarıyla, korumacı dış ticaret rejimiyle bu alandaki en önemli aktördü. Bu politikaların birçokları halen devam ediyor olsa da hem kapsamları daraldı hem de üreticiden ziyade ürün odaklı hale geldiler. Yani özellikle piyasa, ve bilhassa ihracat, performansı yüksek ürünlerde destekler devam ediyor. Sertifikalı ürünler, turfanda sebze-meyve, zeytin gibi... Bu sürece paralel olarak piyasa ilişkilerinin tarıma iyiden iyiye sirayet etmesiyle şirketlerin bu alandaki ağırlığı iyice arttı. Örneğin, süpermarketler ve büyük gıda şirketleri artık piyasadaki en güçlü alıcılardan. Doğrudan alımlar ya da sözleşmeli çiftçilik yoluyla teknoloji, ürün kalitesi, hangi tohumun, hangi ilacın, gübrenin kullanılacağı büyük şirketler tarafından belirleniyor. Ayrıca tabii üreticilerin eline geçen fiyatlar da öyle...

Kitapta sertifikalı üretimi de bu çerçevede değerlendiriyorsunuz...
Yenal: Evet, tabii. Çok değil on beş yirmi sene öncesine kadar gıdada kalite kontrolü devlet kurumları tarafından yapılıyordu. Şimdi ise sertifikasyon şirketleri var. Tarla ve sofra arasındaki mesafe arttıkça, sebze ve meyve mevsimlik olmaktan çıktıkça gıda sertifikasyonu neredeyse bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Amerikalılar Çin’den gelen sarımsakları yiyor, Avrupalılar kışın Honduras’ta yetişen çilekleri. Birilerinin çok uzaklardan gelen yiyeceklerin kalitesine onay vermesi gerekiyor. Bu süreç son zamanlarda iyi tarım uygulamaları, organik ya da helal üretim sertifikasyonlarıyla Türkiye’de de yaşanıyor. Görünen o ki bütün bunlar özellikle küçük üreticilerin yaşama koşullarını olumsuz etkiliyor. Çünkü sertifikasyon maliyetli bir iş. Hem ekonomik hem sosyal anlamda ciddi bir sermaye gerektiriyor.

Köylerdeki yaşama koşullarının değişmesi, köyden kopup kente göçenlerin köyleriyle ilişkilerini de değiştiriyor mu?
Keyder: Kitapta anlattığımız gibi Türkiye’de tarımdan kopmak her zaman köyden kopmak anlamına gelmedi. İnsanlar kente geldiler ama köyle ekonomik ve kültürel ilişkilerini sürdürdüler; o nedenle de kentteki hayatlarını bir miktar daha rahat yaşadılar. Böyle bir imkân ancak aile çiftliklerinin hâkim tarz olduğu bir kırsal yapıda söz konusu olabilirdi. Mesela büyük toprak sahipliğinin hâkim olduğu bir durumu düşünün: Teknoloji değişince veya tarım dışında istihdam olanakları artınca daha önce ortakçı veya kiracı olarak çalışan köylüler kente göçerler. Ama bunlar tekrar köye dönmek istediklerinde gidecek yerleri artık kalmamıştır. Aile mülkiyeti durumunda ise köylü topraktan zorla çıkarılmadı; çoğunlukla da toprağı elden çıkarmadı. Dolayısıyla köye dönmek her zaman bir imkân olarak kaldı. Burada tabii büyük istisna Güneydoğu. Kürt bölgelerinden özellikle 1990’larda yaşanan zorunlu göçe tabi kalmış insanların köye dönmek gibi bir imkânları neredeyse hiç olmadı ve zorunlu olduğu kadar bir o kadar da çileli bir proleterleşme sürecinden geçtiler, geçiyorlar.

Yani bahsettiğiniz bu durum ülkedeki işçileşme süreçlerini de yakından ilgilendiriyor. Öyle değil mi?
Keyder: Bir anlamda öyle. Tabii ki kente gelen köylüler öncelikle ücret geliriyle geçiniyorlar. Ama, yazları köye dönmek, emekli olunca memlekete gitmek gibi seçenekler de tamamen kapanmadı. Özellikle kentte yaşamın zorlaştığı bir dönemde köye dönmek, ve bir tür tarımla iştigal etmek cazip hale gelebiliyor. Son yıllardaki kriz döneminde işsizlik olgusu bütün dünya ülkelerinde en önemli sorun olarak ortaya çıkıyor. Unutmayın ki kapitalizm artık öyle bir çizgiye girdi ki fazla emeğe ihtiyaç göstermiyor. Hep söylendiği gibi insanlar sermaye tarafından sömürülmek için iş bulmak istiyorlar, fakat sermayenin onlara ihtiyacı yok. Peki ne yapsınlar bu insanlar? İşte bu bağlamda Türkiye tarihinin özgül koşulları devreye girebiliyor: Kentten çıkıp köye geri dönmek bir seçenek olarak ortaya çıkıyor.

Türkiye bu konuda bir istisna mı?
Yenal: Hayır, hiç değil. Bu köye dönüş olgusu, yani yeniden köylüleşme, Afrika ve Latin Amerika’nın birçok ülkesinde gözlemleniyor, buralarda kentteki işsizlik ve yoksulluk güçlü bir dışlayıcı etki oluşturuyor. İnsanlar kentten kaçıyorlar. Son üç dört yıldır aynı olgu İspanya ve Yunanistan için de geçerli. İnsanlar Atina’da veya Madrid’de işsiz ve çaresiz oturmak yerine aile bağları olan topraklara dönüp yaşamayı tercih ediyorlar. Bazıları kendileri için üretim yapıyor, bazıları ise yetiştirebilecekleri bir ticari ürün buluyorlar. Sözünü ettiğimiz bu olay kapitalist ekonominin insan ihtiyaçlarına cevap veremediğinin de bir göstergesi. İnsanlar kapitalist sistemin dayattığı belirsizlik ve güvensizliğe karşı koşullarını bir derece daha fazla kontrol edebildikleri bir yaşamı seçiyorlar.

BİLDİĞİMİZ TARIMIN SONU
Çağlar Keyder, Zafer Yenal
İletişim Yayınları
2013, 237 sayfa, 18,5 TL.

Bu içerik 3842 defa okundu.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Diğer Haberler

HABER HATTI

BIZI TAKIP EDIN

 TWITTER   FACEBOOK   AHSAR   GOOGLE+   

GAZETE GIDA'DA ARA


Gelişmiş Arama

GOOGLE'DA ARA

  •  
  •  
  •  

  • Bugün haber eklenmedi.

  • Son 7 gün haber eklenmedi.

  • Bu ay haber eklenmedi.

KONUK YAZARLAR

A.Rasim Küçükusta A.Rasim Küçükusta
ALÜMİNYUM FOLYOLAR SAĞLIĞIMIZI RİSKE ATIYOR
Güngör Uras Güngör Uras
Gıda maddeleri ithalatının üçte biri yağlı tohumlardan
Selim İleri Selim İleri
Pilavların dünyası
Erdem Yeşilada Erdem Yeşilada
Profesörden seçme saçmalar
Erkan Topuz Erkan Topuz
Meyvelerin kabuklarındaki mucizevi şifa
Emre Aköz Emre Aköz
Üzüm üzüme baka baka
Rüştü Bozkurt Rüştü Bozkurt
Önemli bir proje: Çocuk maması üretimi
Çapar Kanat Çapar Kanat
Tuhaf bir et ithalatı
Süleyman Yaşar Süleyman Yaşar
Türkiye'nin suyunu yabancı sermaye ele geçiriyor
Mehveş Evin Mehveş Evin
Kuraklık herkesi perişan edecek
Nedim Atilla Nedim Atilla
Bir deneysel mutfak çalışması... Antik Likya'nın lezzetleri
Fikri Türkel Fikri Türkel
Arıcılık, sadece bal üretimi değildir
Osman Arolat Osman Arolat
Dünya sebze-meyve piyasası ve biz
Osman Müftüoğlu Osman Müftüoğlu
Ekmeğin siyahı makarnanın yoğurtlusu
Selahattin Dönmez Selahattin Dönmez
Tuz yerine baharat
Mehmet Yaşin Mehmet Yaşin
Tencereden geçmişi okumak
Vahap Munyar Vahap Munyar
Yeterli kuru fasulye var mı ona bakarım fiyat yetkim yok
Mustafa Kutlu Mustafa Kutlu
Gıda hegemonyasına meydan okuyor
Mehmet Şeker Mehmet Şeker
Ayran siyasi simge olunca, içen ayrı düşer
Ali Ekber Yıldırım Ali Ekber Yıldırım
Ürün doğrulama ve takip sistemi...
Haşmet Babaoğlu Haşmet Babaoğlu
Simit!
Mustafa Altuntaş Mustafa Altuntaş
Kurban, hayvancılık ve veteriner hizmetleri
Yavuz Dizdar Yavuz Dizdar
Okul yemeklerinin kalitesizliği, almanız gereken ciddi önlemler
Ali Saydam Ali Saydam
Bizim köftecilere 'iletişim şart!'..
Nevin Halıcı Nevin Halıcı
Mübarek’i pilavla indirmek pişi ile göndermek
Hayrettin Karaman Hayrettin Karaman
Açık büfe israfı
Hikmet Boyacıoğlu Hikmet Boyacıoğlu
Ekmek ile ilgili doğrular, yanlışlar ve efsaneler
Mehmet Mert Mehmet Mert
Bitkisel üretimde kendimize yeterli miyiz?
Kemal Özer Kemal Özer
Meyve böceklerinden nasıl korunuruz?
Gila Benmayor Gila Benmayor
Altın bileziğimiz: Gastronomi
Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Nuri Öztürk
Kur’an’a göre helal gıda
Simge Çıtak Simge Çıtak
Diyetkolik misiniz?
Nihal Kemaloğlu Nihal Kemaloğlu
Zehirli şekerimiz "nereden" geliyor?
Taylan Erten Taylan Erten
GDO'lu mısır pancara karşı
Bülent Şık Bülent Şık
Sarıkeçili yörükler ve GDO'lu pirinçler
Melis Alphan Melis Alphan
Çocuk mu kandırıyorsunuz?
Celel Toprak Celel Toprak
Sağlıklı beslenme için ortak akıl arayışı
Yaşar Süngü Yaşar Süngü
Yoksulluk, ekmeği çöpe atmakla başlıyor
Damla Çeliktaban Damla Çeliktaban
Mayanın mayası
Hilmi Develi Hilmi Develi
Plastikçilerin derdi bitmiyor..
Koray Çalışkan Koray Çalışkan
GDO-kanser ilişkisi kanıtlandı
İsmet Berkan İsmet Berkan
Demek GDO'da da bilime ihtiyaç varmış...
Esen Evran Esen Evran
Fransızlar durdu Sabancı Dia'da gazladı
Kadir Dikbaş Kadir Dikbaş
Gıdadan ilk sinyaller
Ali Ağaoğlu Ali Ağaoğlu
Hububat rallisi
Meral Tamer Meral Tamer
Organik sebze-meyveye lezzet de geldi
Funda Özkan Funda Özkan
'Okul sütünde AK Parti'ye sorulacak tek soru var'
Abdurrahman Yıldırım Abdurrahman Yıldırım
Tarım ve turizm stratejik sektörler
Cüneyt Özdemir Cüneyt Özdemir
Sütten ağzı yanan hükümet
Metin Münir Metin Münir
Tohumların dünyasında
Yasemin Bradley Yasemin Bradley
Uzun yaşam reçetelerinden biri gün aşırı aç kalmak

E-BÜLTEN


Ad Soyad:
E-Posta: