Gazete Gıda surfcera
Facebook     FriendFeed     Twitter
ANASAYFA   GÜNDEM   SEKTÖR   GURME   GIDAGÜVENLİĞİ   BESLENME   HAYAT   MEVZUAT   EKONOMİ   ŞİRKETLER   FUAR   KİTAP   SÖYLEŞİ   İNSAN   AMBAR   ARTI   
Video Galeri Foto Galeri Anket Sitene Ekle Rss Akışı Arşiv Bize Ulaşın
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye'de et yemek sebze yemekten daha sağlıklı
07 Ağustos 2012, 14:59

Türkiye'de et yemek sebze yemekten daha sağlıklı

Ünlü gurme Vedat Milor'le aile hayatı, etleri, sebzeler ekseninde bir röportaj...

Yılın 5 haftasını İstanbul’da geri kalanını da Atlanta’da geçiren Vedat Milor’u, ABD’ye dönmeden iki gün kala yaşadığı Burgaz Ada’da ziyarete gittik. ‘Tadı Damağımda’ adlı programıyla adını geniş kitlelere duyuran Milor’le ev ve iş hayatını konuştuk.

Bu röportajı haftalardır planlıyorduk. Vedat Milor’un Burgaz Ada’daki evinin arka bahçesinde piknik yapıp uzun zamandır sormak istediğimiz soruları soracaktık. 3 hafta boyunca karşılıklı olarak saatlerimizi bir türlü denkleştiremedik. Sonunda geçtiğimiz çarşamba günü için sözleştik. Piknik yapıp sohbet edeceğiz. Vedat Milor’e yakışsın diye Confetti Davet Organizasyon’un sahibi Sema Anbergelioğlu kendi elleriyle bahçeyi piknik alanına çevirecekti. Geçtiğimiz pazar bir baktık ki Radikal bizden önce davranmış, yapmış röportajı. Yayın yönetmenimiz Nilay Örnek’in desteğiyle “Olsun, bizim de soracak sorularımız var” dedik ve piknik setimizi yanımıza alarak yola çıktık. Ama bir sorun var. Yağmur yağıyor! Dinmiyor, gittikçe çoğalıyor. Ben Milor’le sohbet ederken piknik alayımız bir kuruluyor bir kaldırılıyor… Haftalarca uğraşıp didindiğimiz buluşmamız yağmurla sabote edilince suya teslim olduk ve pikniğimizi yerden kaldırıp masaya kurduk. Milor’un kızı Ceylan’ın 11 yaş inatçılığına rağmen Fotoğrafçımız Uygar Taylan’ın birkaç fotoğraf çekebilmesini yağmurun bereketinden saydık. Ve her şeye rağmen röportajımızı gerçekleştirdik. Milor’le aile hayatını, etleri, sebzeleri şarapları konuştuk. Unutmadan Milor’un tam bir sinema aşığı olduğunu da öğrenip film önerilerini dinledik.

ATLANTA-İSTANBUL HATTI

- Yılın büyük bir kısmını Atlanta’da geçiriyorsunuz, nasıl bir sosyal hayatınız var orada?

ABD’nin güney kısmının en büyük şehri olmasına rağmen İstanbul’a göre kasaba gibi bir yer. Ekime kadar çok nemli ama sonsuz ağaçlık bir yer. Atlanta’da bulunmamızın nedeni eşim Linda’nın orada olması. Bizim oradaki yaşamımız sosyal değil. Eşim kariyerinden dolayı çok sosyal biri olamıyor. Kalan vaktini de bana ve kızımıza ayırıyor. Normalde Kaliforniya’lı tüm sosyal çevresi orada. Uzmanlık konusu elektronik ve bölümünde çalışma arkadaşlarının hepsi erkek olduğundan yakın arkadaşlık edebildiği biri de yok. Yani anlayacağınız kariyer üzerine kurulu bir düzendeyiz.

- Atlanta’dayken İstanbul’u, İstanbul’dayken Atlanta’yı özleten neler var?

Antlanta’da İstanbul’daki dostlarımı ve muhabbetleri özlüyorum. ABD’deyken burnuma bazen yoğurtlu mezeler, kebap kokuları geliyor. O zaman diyorum ki, “İstanbul’u özlemişim.” İstanbul’dayken şarap kavımı özlüyorum. Her sabah içtiğim cappuccino ve yanında getirdikleri kruvasanı özlüyorum. Bir de ayda yılda bir içtiğim bira ve yanında yediğim ‘gerçek’ hamburgeri… Türkiye’de iyi bira yok o yüzden burada bira içmeyi tercih etmiyorum. Yakında Linda’nın işi nedeniyle Fransa’ya taşınacağız. O zaman İstanbul’u özlediğimde gelmek çok daha kolay olacak.

- Türkiye’ye daha yakın olacaksınız…

Evet, Atlanta’dan gelmektense Fransa’dan gelmeyi tercih ederim ama kızım Ceylan, Fransızca bilmediği için gergin. Şu an Fransa ve Fransa’yla ilgili her şeyden nefret ediyor. (5 dakika sonra kapı çalıyor ve Ceylan’ın Fransızca öğretmeni geliyor.)

- Antoine de Saint Exupery’nin Küçük Prens’iyle tanışması belki kararını değiştirir…

Evet, iyi fikir. Henüz Küçük Prens’i tanımıyor. Prens işimizi kolaylaştırabilir.

- Çocukluk ve ergenlik döneminizde ailenizden yana şanslı yıllar yaşamadığınızı biliyorum, anne baba sevgisi görmemiş biri olarak Ceylan’la iletişiminiz nasıl?  
Anne ve babam tarafından yeterli ilgiyi göremediğim için hayatım konusunda yönlendirilmedim de… O yılların başıboşluğunu okuyarak kapatmaya çalıştım. Bu kadar okumuş olmamın nedenini buna bağlıyorum. Anne babamdan ilgi görmediğim için de yaşadığım duygulardan kızımı koruyorum. Ceylan çok yaratıcı ve analitik tarafı yüksek bir çocuk, Linda’nın matematikçi olmasına bağlıyorum. Yaratıcı tarafını bastırmamak için elimden geleni yapıyorum. İyi bir baba olmanın önemli kuralları olduğunu düşünüyorum. Bunlardan bazıları sabırlı olmak, sorulara dikkatli cevap vermek, neden sonuç ilişkisini izah etmek. Ceylan büyüdükçe bizler yanında olmadığımızda kendi kararlarını vereceği konularla karşılaşacak. Elinin yanmasına da izin veriyorum. En iyi öğrenme biçiminin bu olduğu bir gerçek. Çok fazla müdahale etmeden ama disiplini elden bırakmamak gerek.

DOMUZ ETİ HASSAS KONU

-  ‘Etçi’ bir insan mısınız?

Hayır değilim. Herkes öyle olduğumu sanıyor ama ‘etçi insan’ kategorisine girmiyorum. Ben, deniz mahsulü, kabuklu yemeyi tercih ederim. İyi et, yani av hayvanı olursa yerim ama Türkiye’de iyi et bulmak kolay değil.

- Programlarınızda ağız sulandıran et sofralarına oturuyorsunuz ama “Güzel et yok” diyorsunuz?
Anadolu’da geleneksel yöntemlerle pişirilen etler iyi. Mesela kuyu ve büryan kebabında olduğu gibi…  Ama et bulma sıkıntısı var. Türkiye’de dana ve kuzu eti yeniyor sadece. Dana etinin ne kadar lezzetli olduğu tartışılır. Yurtdışında olduğu gibi iri danalar bulunmuyor. Keçi eti çok lezzetlidir ama öyle bir alışkanlığımız da yok. Geriye sadece kuzu kalıyor.

- Başka hangi etlerin lezzetini bilmiyoruz?
Av hayvanlarının… Antilop ve çulluk türleri, keklik ve sülün çok lezzetli hayvanlardır. Osmanlı döneminde bu hayvanlar mutfağa giriyormuş. Mesela İsviçre’de La Bouitte ‘chalet’ lokantası her yıl 1- 15 Aralık tarihleri arasında av eti mönüsü çıkarır. Çok pahalı bir mönüdür. O hayvanların hepsini Türkiye’de avlarlar. Tabi av mevsiminde…  Domuz eti tartışmasız dünyanın en iyi şarküteri hayvanıdır. Çok önemli bir lezzettir ama Türkiye için hassas bir konu. Av etlerinin lezzetinin dışında, onları güzel yapan kolesterolünün çok düşük olmasıdır. Tabi av etini pişirmek de bir kültür meselesi. Kuyu ve büryan teknikleri gibi incelik ve zevk isteyen konular. Herkesin iyi yapabileceğini sanmıyorum.

- “Kuzunun gözlerine bakarsam onu yiyemem” cümleniz Twitter’da çok paylaşıldı, benim de aklıma vejetaryenlik konusu geldi…  
Japonya’ya gittikten sonra iyice gözüm açıldı. Bir ısırgan otunun lezzetiyle bir kuzunun lezzetini kıyaslayamazsınız. Biri diğerinden daha iyi değildir. Türk mutfağı bu konuda çok zengin ama yine şikâyet gibi olacak, iyi pişirilmiyor. Ya çok pişiriliyor sebzeler ölüyor ya da çok yağlı pişiriliyor almanız gereken lezzeti alamıyorsunuz. Kombinasyonlar bilinmiyor. Etlerle balıklarla ya da makarnalarla nasıl kullanılacağını çok kestiremiyoruz. Dünyanın en ünlü restoranı Noma’nın mutfağının yüzde 95’i vejetaryendir. Çok sınırlı otlarla harikalar yaratırlar. Türkiye’nin otlarına imrenerek bakıyorlar. Otlarımızı pişirmeyi bilsek kebapları ikinci plana atarız.

ET, SEBZEDEN SAĞLIKLI
- Ekolojik dengenin bozulmasının lezzetleri değiştirmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?
Özellikle NTV ‘Yeşil Ekran’da çalışmaya başladığımdan bu yana daha yakından takip eder oldum. Bir çiftliği geziyorum. Dizime gelen sıra sıra maydanozlar var, aralarda da kısa boylu maydanozlar. Biri nitratlı biri doğal… Arasındaki farkı anlamak için uzman olmaya gerek yok. Artık doğal ürün bulamazsınız. O adam da doğalını kendisi için yapıyor zaten, diğerlerini satışa sunuyor. Dünyada  6-7 şirket bu işi kontrol ediyor. Kısacası bağın bahçen varsa kendi ürününü kendin yaparsın, yoksa eğer kanserojen, doğal olmayan ürünleri yemeye mahkûmsun demektir.

- Vejetaryenlik daha tehlikeli o hâlde…
Evet, bence öyle. Sebze-meyvenin sağlıklısını bulamazken et aksi şekilde daha sağlıklı durmaya başladı. Tabi, o “Kuzunun gözüne bakarsam yiyemem” sözüm kendi içinde çelişki ama ne yapalım? Haklılar, laf söyleyecek olanlar da. Ama öyle değil midir; bir canlıyla bağ kurarsanız, onu yiyemezsiniz.

BAZILARI İYİ AMA GARİBAN
- Türkiye’de yeme-içme konusunda meşhursunuz, peki ya yurtdışında?
Orada bu kadar değil ama iyi restoranlar hakkında yazdığım için duyanlar oluyor. Oraya tekrar gittiğimde “Siz de Türksünüz, orada bir yazar bizi yazmış” diyorlar. Ses etmiyorum, “Okudum” demekle yetiniyorum. Rahat olmak istiyorum çünkü oradaki lokantalara girip çıkarken. Bir şeyler ikram etmek istiyorlar ya da her gittiğinizde özel ilgiyle karşılaşıyorsunuz. Sanki avanta peşindeymişsiniz gibi. Bundan hoşlanmıyorum.

- Buradaki lokantaların ilgisi nasıl?
Bazı lokantalar var ki, çok iyiler ama gariban oldukları için reklam, tanıtım yapamıyorlar. Ben yazdıktan sonra kendilerini daha iyileştiriyorlar, masalarını değiştiriyorlar, yan dükkânı ilave ediyorlar. Buralara gittiğimde daha samimi diyaloglarım oluyor. İyi bir şeyler yapan ve daha iyisini yapmak isteyen lokantaların, yazılarım nedeniyle büyümüş olmalarından mutlu oluyorum. Onlarla aramda daha organik bir bağ kuruluyor.

- Çekim sırasında sıklıkla yaşadığınız sıkıntılar ne oluyor?
Yemek tadarken lokanta sahibinin ya da şefin çok gerildiğini fark ediyorum. Profesör olduğumdan öğrencilerime nasıl yaklaşıyorsam ziyaretine gittiğim lokanta sahibine de öyle yaklaşıyorum. Neden ‘C’ verdiğimi anlatıyorum. Yani beğenmiyorsam nedenini söylerken, nasıl ‘A’ olabileceğini de anlatıyorum. O sırada bir sohbet açılmış, şef de bir şeyler öğrenmiş oluyor. Gerginlik konuşurken kayboluyor.

İDO OLAYI ÜZÜCÜYDÜ
- İDO ve şarap meselesine haberi okuyan herkes çok şaşırdı, tam olarak nedir konu?
Şaraplar bana geliyordu. Ürettiğimiz şaraplardan numune getiriyorlardı, getiren kişi de şirkette çalışan genç bir hanımefendi. 15.15 vapuruyla adaya geliyordu. Eli kolu dolu, banttan geçiriyormuş eşyaları. Görevli, “Ne var bunun içinde?” diye sert bir şekilde sorup bağırmış. Hanım şarap oluğunu söyleyince, “Geçiremezsin” demiş görevli. Ben köşeme konuyu taşıdıktan sonra İDO yetkilileri arayıp hanımdan da, benden de özür dilediler.

- Bu olaydan sonra içinizden geçen düşünceler neydi merak ediyorum?
Rahatsız oldum. Asla vazgeçemeyeceğim bir şey varsa o da devlete karşı korumam gereken vatandaşlık haklarımdır. Bundan vazgeçmem. Ülkemizde bunlar devamlı çiğneniyor, üstelik devlet tarafından. Bir de özel şirketler kendi kurallarını koymaya kalkarsa vay halimize. Gelen hanım da gayet şık, mevsime göre normal şekilde kısa giymiş bir hanım efendiydi. “Acaba kapalı olsaydı aynı şey olur muydu?” diye düşündüm.

TÜRK YEMEĞİ İLE ŞARABI EVLENDİRECEĞİM
- Şarap ticaretine girdiniz, neden böyle bir şey yaptınız?
Yıllardır yazarım, “İçtiğimiz şarapların çeşitlendirilmesi gerek” diye. Kendi topraklarımızın şaraplarının yanı sıra diğer lezzetleri de bilmek gerek. Nihayetinde şarap kültürü de kalitesi de dışarıdan geliyor. Çok iyi ilişkilerim var oralarda. Butik şarapçılık yapan iyi bağlar bilirim. Şarap ithalatı yapan LA Şarapları’nın sahibi Lucien Arkas Bey ile ortak bir şirket firma kurduk, oradan dağıtımını yapacağız. Bundan böyle güzel şaraplar içeceksiniz.

- Sizin getirdiğiniz şaraplar olduğunu nereden anlayacağız?
Üzerinde adım yazıyor (Gülüyor).

- Türk mutfağına şarap uygun mudur?
İyi bir kuzu tandırın yanına Cabernet şarap denemenizi öneririm. Türk mutfağını tanıyorum ve şarabı da… Türk yemeği ile şarabı evlendireceğim. Benimle aynı fikirde olan diğer kişi de Alp Törüner. Büyülübağ şaraplarının sahibidir kendisi.

- Orta gelir bu bahsettiğiniz şarapla tanışabilecek mi?
24 lira uygun mu? Butik bir üretim olacak ama uygun fiyatlı olacak.

- KDV dahil fiyatı mı?
(Gülüyor) Evet…

FİLM YÖNETMENİ OLMAYI İSTERDİM
“Masa tenisi, sinema ve kitap tutkum vardır. Çok iyi tenis oynarım. Daha erken yaşta başlasaydım milli tenisçi olur, olimpiyatlara giderdim (gülüyor). Sevdiğim filmleri tekrar tekrar izlerim. Bu işleri yapmamış olsaydım film yönetmeni olmayı çok isterdim. Şimdi kızım film yönetmenliği hayali kuruyor. Fransız yönetmen Robert Bresson’ın tüm filmlerini tekrar tekrar izlerim. Çok bilinen bir yönetmen değildir. Erdem, masumiyet ve suç, özellikle intihar temalarını işliyor. 14 filmi var, hepsini çok severim ancak merak edenlere ilk izlemeleri gereken filmin ‘Au Hasard Balthazar’ olduğunu söyleyebilirim. İngmar Bergman’ın Yaban Çilekleri filmini izlemeyen varsa mutlaka izlemeli. Yaşlı bir profesörün ölümle ve kendisiyle olan hesaplaşmasını anlatıyor. Çok etkileyici bir filmdir. Kieslowski’nin ‘On Emir’i benim için önemli bir yapıttır. 10 ayrı bölümden oluşur. Polonya’da bir televizyon dizisi olarak yapılmıştır. Luchino Visconti’nin ‘Leopar’ filmi… Güzel film, güzel yemek, güzel şarap gibisi var mı daha ötesi? Hayatın olmazsa olmaz zevkleridir bunlar.”

Zeynep Bakır / Akşam
04/08/2012

Bu içerik 2864 defa okundu.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Diğer Haberler

HABER HATTI

BIZI TAKIP EDIN

 TWITTER   FACEBOOK   AHSAR   GOOGLE+   

GAZETE GIDA'DA ARA


Gelişmiş Arama

GOOGLE'DA ARA

  •  
  •  
  •  

  • Bugün haber eklenmedi.

  • Son 7 gün haber eklenmedi.

  • Bu ay haber eklenmedi.

KONUK YAZARLAR

A.Rasim Küçükusta A.Rasim Küçükusta
ALÜMİNYUM FOLYOLAR SAĞLIĞIMIZI RİSKE ATIYOR
Güngör Uras Güngör Uras
Gıda maddeleri ithalatının üçte biri yağlı tohumlardan
Selim İleri Selim İleri
Pilavların dünyası
Erdem Yeşilada Erdem Yeşilada
Profesörden seçme saçmalar
Erkan Topuz Erkan Topuz
Meyvelerin kabuklarındaki mucizevi şifa
Emre Aköz Emre Aköz
Üzüm üzüme baka baka
Rüştü Bozkurt Rüştü Bozkurt
Önemli bir proje: Çocuk maması üretimi
Çapar Kanat Çapar Kanat
Tuhaf bir et ithalatı
Süleyman Yaşar Süleyman Yaşar
Türkiye'nin suyunu yabancı sermaye ele geçiriyor
Mehveş Evin Mehveş Evin
Kuraklık herkesi perişan edecek
Nedim Atilla Nedim Atilla
Bir deneysel mutfak çalışması... Antik Likya'nın lezzetleri
Fikri Türkel Fikri Türkel
Arıcılık, sadece bal üretimi değildir
Osman Arolat Osman Arolat
Dünya sebze-meyve piyasası ve biz
Osman Müftüoğlu Osman Müftüoğlu
Ekmeğin siyahı makarnanın yoğurtlusu
Selahattin Dönmez Selahattin Dönmez
Tuz yerine baharat
Mehmet Yaşin Mehmet Yaşin
Tencereden geçmişi okumak
Vahap Munyar Vahap Munyar
Yeterli kuru fasulye var mı ona bakarım fiyat yetkim yok
Mustafa Kutlu Mustafa Kutlu
Gıda hegemonyasına meydan okuyor
Mehmet Şeker Mehmet Şeker
Ayran siyasi simge olunca, içen ayrı düşer
Ali Ekber Yıldırım Ali Ekber Yıldırım
Ürün doğrulama ve takip sistemi...
Haşmet Babaoğlu Haşmet Babaoğlu
Simit!
Mustafa Altuntaş Mustafa Altuntaş
Kurban, hayvancılık ve veteriner hizmetleri
Yavuz Dizdar Yavuz Dizdar
Okul yemeklerinin kalitesizliği, almanız gereken ciddi önlemler
Ali Saydam Ali Saydam
Bizim köftecilere 'iletişim şart!'..
Nevin Halıcı Nevin Halıcı
Mübarek’i pilavla indirmek pişi ile göndermek
Hayrettin Karaman Hayrettin Karaman
Açık büfe israfı
Hikmet Boyacıoğlu Hikmet Boyacıoğlu
Ekmek ile ilgili doğrular, yanlışlar ve efsaneler
Mehmet Mert Mehmet Mert
Bitkisel üretimde kendimize yeterli miyiz?
Kemal Özer Kemal Özer
Meyve böceklerinden nasıl korunuruz?
Gila Benmayor Gila Benmayor
Altın bileziğimiz: Gastronomi
Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Nuri Öztürk
Kur’an’a göre helal gıda
Simge Çıtak Simge Çıtak
Diyetkolik misiniz?
Nihal Kemaloğlu Nihal Kemaloğlu
Zehirli şekerimiz "nereden" geliyor?
Taylan Erten Taylan Erten
GDO'lu mısır pancara karşı
Bülent Şık Bülent Şık
Sarıkeçili yörükler ve GDO'lu pirinçler
Melis Alphan Melis Alphan
Çocuk mu kandırıyorsunuz?
Celel Toprak Celel Toprak
Sağlıklı beslenme için ortak akıl arayışı
Yaşar Süngü Yaşar Süngü
Yoksulluk, ekmeği çöpe atmakla başlıyor
Damla Çeliktaban Damla Çeliktaban
Mayanın mayası
Hilmi Develi Hilmi Develi
Plastikçilerin derdi bitmiyor..
Koray Çalışkan Koray Çalışkan
GDO-kanser ilişkisi kanıtlandı
İsmet Berkan İsmet Berkan
Demek GDO'da da bilime ihtiyaç varmış...
Esen Evran Esen Evran
Fransızlar durdu Sabancı Dia'da gazladı
Kadir Dikbaş Kadir Dikbaş
Gıdadan ilk sinyaller
Ali Ağaoğlu Ali Ağaoğlu
Hububat rallisi
Meral Tamer Meral Tamer
Organik sebze-meyveye lezzet de geldi
Funda Özkan Funda Özkan
'Okul sütünde AK Parti'ye sorulacak tek soru var'
Abdurrahman Yıldırım Abdurrahman Yıldırım
Tarım ve turizm stratejik sektörler
Cüneyt Özdemir Cüneyt Özdemir
Sütten ağzı yanan hükümet
Metin Münir Metin Münir
Tohumların dünyasında
Yasemin Bradley Yasemin Bradley
Uzun yaşam reçetelerinden biri gün aşırı aç kalmak

E-BÜLTEN


Ad Soyad:
E-Posta: