Gazete Gıda surfcera
Facebook     FriendFeed     Twitter
ANASAYFA   GÜNDEM   SEKTÖR   GURME   GIDAGÜVENLİĞİ   BESLENME   HAYAT   MEVZUAT   EKONOMİ   ŞİRKETLER   FUAR   KİTAP   SÖYLEŞİ   İNSAN   AMBAR   ARTI   
Video Galeri Foto Galeri Anket Sitene Ekle Rss Akışı Arşiv Bize Ulaşın
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
21 Mayıs 2012, 01:24

"Anadolu'da dışarıda yemek hala ayıp"

Lezzet Durakları konseptiyle hem dünyayı geziyor hem de yemeklerini yiyor. İşte, kendisinin tanımladığı gibi, 'midesine düşkün' bir adamın portresi... Mehmet Yaşin'in Yeni Şafak Gazetesi'ne yemek kültürümüzle ilglii yaptığı açıklamalar ve lezzetle ilgili ilginç cevapları şu şekilde:
"Anadolu'da dışarıda yemek yemek hala ayıp"

Çocukluğunuzun 'Anne yemeği' neydi?

Annem bayatlamış ekmekleri kızartır, üzerine soğanlı, kıymalı tirit dökerdi. Onun üzerine de sarımsaklı yoğurt gezdirirdi. Annem o yemeğe "Şaştım aşı" derdi. Anlamı; ne yapacağımı şaşırdım bunu yaptım demekti. Ben o yemeğe bayılırdım.

Hangi mutfak kültürü ile büyüdünüz?

Ben orta gelirli bir memur ailenin çocuğuyum. Lüks yemek malzemeleriyle yapılan yemekler yemezdik. Annem Sivaslı, babam Çerkes. Mutfağımızda daha çok Sivas yemekleri hakimdi. Annem içli köfte yapardı, içine bozuk para koyardı. Biz üç kardeş o paraları bulmak için bir tepsi içli köfteyi yerdik.

Boğazınıza düşkün müydünüz?

Tabi. Okuldan gelir gelmez, salçalı ekmeğimi yerdim.

Yemek seçer miydiniz?

Hiç. Her zaman obur oldum. Bebekken anne sütünü de en çok ben içmişim. (Gülüşmeler)

En çok neyi severdiniz?

Hamur işi. Markarna ve böreği çok severdim, hala da seviyorum. Aşırıya kaçırmıyorum ama kendimi mahrum da bırakmıyorum.

Gittiğiniz yerlerde bu durumu nasıl kontrol altına alıyorsunuz?

Anadolu'da ikramı reddetmek ayıp karşılanıyor... Programını çektiğim yemeklerin hepsini yersem ölürüm. Küçük yalanlarla bu ikramları geri çeviriyorum. Eğer et ikram ediyorlarsa 'Damarlarımda sorun var' diyorum. Tatlı ikram ediyorlarsa 'Biraz şekerim yüksek' diyorum. Onların kalbini kırarak geri çevirme taraftarı değilim.

Yemekten bıkmak diye bir şey var mı?

Valla bu durum benim için geçerli değil.

Bir yemek yazarının yediği önünde yemediği arkasında mıdır?

Eğer bunu meslek olarak yaparsanız keyifli bir yemek yiyemezsiniz. Hepsinin mutlaka tadına bakmaz zorundasınız. Çekimlerde en az üç lokantaya gidiyorum. Üçer yemekten dokuz yemeğin tadına bakıyorum. Sabah çekimlerinde aç olduğum için çok keyifli oluyor. Öğleye doğru ikinci çekimde idare ediyorum ancak üçüncüsünde baygınlık geçirecek gibi oluyorum. İki çatal alayım çekeyim bitsin diyorum.

Tadını hiç beğenmediğiniz bir yemekle karşılaştığınızda ne yapıyorsunuz?

Gideceğim yerleri önceden organize ediyorum. Herkes beni "Bütün yemekler mi çok güzel" diye eleştiriyor. Ben eleştiri değil, rehber programı yapıyorum. İnsanların nerede ne yiyeceklerini anlatan bir program bu. Gittiğim lokantaları önceden belirliyorum ve onların pişirdiği en iyi yemekleri seçip programı öyle yapıyorum. Eğer altını yakmamış ve yemeğin tuzunu kaçırmamışlarsa genellikle beğeniyorum. Emeğe karşı saygı duyuyorum. Onları kötülemek yerine kötü mekânlara gitmemeyi tercih ediyorum. Yer kötüyse değiştiriyorum, yedek yerlerim oluyor.

Gittiğiniz mekânlarda öncelikli aradığınız nedir?

Temizlik. Menüde o yörenin tarihi yemeklerinin olması benim için önemli. İki şeyi yapmaya çalışıyorum. Birincisi insanlara hangi lokantada gönül rahatlığı ile yemek yiyeceklerini anlatmak. İkincisi kaybolmaya yüz tutmuş yöresel yemeklerini tanıtmak. Ama maalesef Anadolu lokantalarında yöre yemekleri yok. Çünkü Anadolu'da insanlar evlerinde yemek yiyor. Dışarıda yemek ayıp karşılanıyor. Oradaki insanlar "Senin evinde yemek pişmiyor mu ki dışarıda yiyorsun" derler.

Anadolu'yu gezmek, o insanların yemeklerini tatmak size ne öğretti?

Anadolu'nun çok lezzetli olduğunu ve insanının ne kadar dürüst olduğunu öğrendim. İstanbul'daki Anadoluluyla oradakilerin ne kadar farklı olduğunu gördüm. Buradakiler kendilerini vahşi kalabalığa karşı korumak için ekmek telaşına düşmüşler. Bu onları daha uyanık, gaddar ve merhametsiz yapmış. Anadolu'da yaşayanlar ise hümanist, paylaşımcı, misafirperver. Burada insanlar ekmeklerini paylaşmazken Anadolu'da ikramları cömertçe yapıyorlar. Ben oralara bir süre gitmediğimde özlüyorum.

Hayatınıza hangisi daha önce girdi, yemek mi yoksa gezi mi?

Gezi. Biliyorsunuz aslında ben gazeteciyim. Gezerken insan sadece coğrafyaları değil, kültürleri de keşfediyor. Toplumları çözümlemenin en başında o toplumun yaptığı yemekler gelir. Ben ana caddelere değil, hep arka sokaklara giderim.

Neden?

Çünkü ana caddelerdekiler süslenmiş ve gerçek olmayan yemeklerdir. Böylece yemeğe olan merakım arttı. Sonra yemekle ilgili araştırmalar yaptım. Evime kitaplık kurdum ve yemek ile ilgili kitaplar köşesi oluşturdum. Adım sonra 'Yemekçi'ye çıktı. İnsanlar beni o tarafa yönlendirmeye başladılar.

Nasıl yönlendiriyor?

Mesela birileri Van'a gidiyor. Hemen beni arıyorlar 'Biz Van'dayız nerede ne yiyelim?" diye soruyorlar. Bir baktım ki bu sorular çoğalmaya başladı. Demek ki böyle bir rehbere ihtiyaç var dedim ve yarım sayfalık bir televizyon programı içeriği çıkardım. Ertesi gün bana iki kameraman verip yola çıkardılar. Hiç televizyonculuk yapmamıştım. Hayatım boyunca sadece yazıyla uğraşmışım. O korkuyla yola çıktım. Şu anda çalıştığım televizyonda en çok izlenilen programlardan biri oldu.

Mimar olmak istiyorsunuz ama kendinizi sosyoloji okurken buluyorsunuz sonra gazetecilikle taşıyorsunuz, yayınevi kuruyorsunuz, ardından dergicilik ve televizyonculuk geliyor. Bunlardan hangisi sizi ruhsal anlamda doyurmuştur?

Gazeteciliğe en alt kademesinden başladım ve her alanında çalıştım. Bunların içinde yöneticilik de yer alıyor. Kurduğum Atlas Dergisi 20. yılına giriyor. Türkiye'nin en önemli dergilerinden biri oldu. Doğan Kitap Türkiye'nin önemli yayınevleri arasına girdi. Yaptığım program en çok izlenen yapım oldu. Bunların hepsinden zevk alıyorum. Almadığınızda bu işi yapamazsınız. Televizyonculuk eğer geziyorsanız çok zahmetli bir iş. Ama ben kendimi gazetecilik etiketiyle tanımlarım.

Çok mu çalışkansınız?

Aksine çalışmayı hiç sevmem. Detaycı ve inatçıyımdır. Atlas Dergisi'ni çıkardığımda kovulmayı göze alarak o kaliteyi yakaladım. En pahalı kâğıdı kullandım. Bizim gurubun matbaalarının olmasına rağmen dışarıda bastırdım. Bunları yaparken bana çok karşı çıkan oldu.

Meslek hastalığı diye bir şey var mı?

Var, giderek kalınlaşmak. Aynı zamanda düzgün bir hayat yaşayamamak. Anadolu'daki konaklamalar nispeten geçtiğimiz yıllara göre daha iyi. Ancak düzensiz bir hayatınız oluyor. yatış kalkış saatleriniz belli olmuyor. Bir an evvel eve dönüp mütevazı bahçemde oturup gökyüzünden geçen bulutlara bakıp şekil çıkartmak istiyorsun. En çok sevdiğim şey bu.

Bu kadar çok gezince evlilik zor olmadı mı?

Evlendiğimde bu işlere yeni başlamıştım. Eşime evlenmeden önce söyledim. Baştan gayet namuslu bir açıklama yaptım. "İşim gazetecilik mesaisi belli değildir" dedim. Hanımefendi de kabul etti.

Okumak için Amerika'ya gittiniz. Dolandırıldınız, hatta benzin istasyonunda çalışıp inşaat işçiliği yaptınız. Bu sizi nasıl birine dönüştürdü?

Bir defa gurbet insanı silkeliyor. O güne kadar hep kalem tutmuşsunuz. Sonra birden kendinizi herhangi birinin bahçesinin duvarını örerken buluyorsunuz. Aşçı veya pastacı olduğunuzu söylüyorsunuz, halbuki gerçek bu değil. Bu defa o işin altından kalkabilmek için kişiliğinizden vazgeçiyorsunuz. Otuz kiloluk balyozla sekiz saat duvar yıkıyorsunuz. Benzincide çalıştığımda altı kez başıma tabanca dayandı. Tabi ki bunlar sizi hayatın bütün şımarıklığından sıyrılmanızı sağlıyor. Oysa ben Amerika'ya televizyon okumaya gitmiştim.

Neden hemen dönmediniz?

Çünkü parayı sıfırlamıştık. Sonra orada kızım dünyaya geldi. Uçak bileti alacak param da yoktu.

Türkiye'ye döndüğünüzde ne yaptınız?

Sanki hiç bırakmamışım gibi tekrar gazeteci oldum. Cumhuriyet gazetesinde başladım.

Nasıl oldu bu?

Eğer iyi bir isim bırakarak gitmişseniz, üç yılda geçse insanlar sizi unutmuyor.

Gazeteciliğe daha iyi şartlarda mı döndünüz?

Aynı şartlarda döndüm. Gerilemiş oldum tabi.

Hiç 'Keşke Amerika'ya gitmeseydim' dediniz mi?

Hayır, "İyi ki gitmişim" diyorum. Belki televizyonculuk eğitimi almadım ama hayat eğitimi aldım. Başarımı Amerika'da süründüğüm yıllara borçluyum. Bu şuna benzer, askerdeyken de oradan nefret edersiniz, bir an önce teskere almak için uğraşırsınız. Ama sonra o çektiğiniz acıları başkalarına kahkahalarla anlatırsınız. Amerika'da benim için öyleydi. Ben döneceğim gün altı saat öncesinden hava alanına gelmiştim. Bir an önce kaçmak istedim. "Bir daha Amerika'nın üstünden dahi geçmeyeceğim" dedim.

Sonra hiç gittiniz mi?

14 yıl sonra yeniden gittim.

Ne hissettiniz, ne yaptınız?

Oradan dönerken sefil bir haldeydim. İkinci gidişimde ise bir limuzin kiraladım. Artık param vardı, New York'un en pahalı otelinde konakladım. Ertesi sabah erkenden duvar yıktığım sokaklara ve çalıştığım benzincilere gittim. Duvar yıktığım evlerin merdivenine oturdum. 14 yıl öncesi gözümün önünden film şeridi gibi geçti.

Acısını çıkardınız...

Biraz öyle. Çünkü bir yere yemeğe gittiğimde yediklerim param olmadığı için kısıtlıydı. Bahşiş veremiyordum. İkinci gidişimde en yüksek bahşişleri verdim. Film gibiydi.

Iskaladığınız ne var?

Valla derler ya şuanda ölsem gam yemem. Benim için de aynen öyle, yaşadığımın üç mislini yaşadım.

Ne gördünüz?

Sabır... Aceleci olmamayı, öfkelenmemeyi, öfkeyi dizginlemeyi, yaşamdan keyif almasını biliyorsunuz. Nefes almanın, her gün sabah sağlıklı uyanmanın ne kadar önemli olduğunu öğreniyorsunuz. Amerika'da yaşam okulundan mezun oldum.

 

Para sıkıntısı beni gazeteci yaptı

 

Siz 1970li yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde Sosyoloji Bölümünde okudunuz. O yıllar gergin bir siyasi ortam vardı. Siz de Deniz Gezmiş okulun anfisinde konuşurken kapıyı kitleyenler arasında yer alıyormuşsunuz...

Ben politik biriyim. Solcuyum. Türkiye İşçi Partisi'ne oy veren biriyim. Deniz Gezmiş, Hukuk fakültesinin 1. Numaralı anfisinde konuşurken, karşı fikirliler üniversiteyi basmasın diye arkadaşlarla ana kapıyı tutmuştuk ve karşımızda polisler vardı.

Hayati tehlikeniz olmuş muydu?

Hayır, ama korktuk tabi. Silahımız yoktu, ellerimizde sadece sopa vardı. Bize saldırmaya kalksalar dağıtırlardı, az sayıdaydık. Üniversitede politize olmuş biriydim. Ama silahlı eylemlere katılmadım. Afiş yapıştırdım, yürüyüşlere katıldım ve duvarlara yazı yazdım, o kadar. Bir defa işgalin arasında kaldım o arada birkaç yumruk yedim, hepsi bu.

Sizi gazeteci yapan bu olaylar mı?

Yok. Para sıkıntısı beni gazeteci yaptı. Üniversite masraflarımı karşılayacak param olmadığı için zorunlu olarak iş aradım ve Dünya Gazetesi müdürü babamın arkadaşı olduğu için beni gazetede gece düzeltmen olarak işi aldılar. İşte orada mikrobu kaptım! Bir daha da gazetecilikten kopamadım. Tabi benim bu mesleklerdeki başarımın altında sosyoloji okumam yatıyor da diyebiliriz,

 

Bana 'midesine düşkün adam' deyin

 

Mutfağa girer misiniz?

Evet. Elimden bütün yemekler gelir. Ama her zaman yapmam. Eşim çok iyi bir şeftir. Onun ustalığı karşısında ezilmemek için mutfağa girmem. Mutfağa sadece Anadolu'da gezerken aldığım tarifleri uygulamak için giriyorum. Cumartesi günleri eşimle birlikte bu reçeteleri tatbik ediyoruz. Eğer tutturabilirsek defterimize not ediyoruz. Mutfakta yamak olarak çalışırım. En çok sevdiğim uğraş soğan kavurmaktır. En sevdiğim koku da soğan kokusudur.

Eşiniz çok iyi yemek yapmayan biri olsaydı sizin için fark eder miydi?

Etmezdi. Sadece yemek yapmaya daha çok eğilirdim. Bu da hoşuma giderdi.

Lezzetleri nasıl tanımlıyorsunuz?

"Damak çatlatan lezzet" tabirini kullanırım. Yemeğin en üst lezzeti tarif etme biçimidir. Ben bu tabiri az kullanırım ama kullandığım yemekler de çok lezzetlidir. Eleştiriyi bile över gibi yapıyorum.

Yemekten anlamak özel maharet istiyor mu?

Damak zevki tattıkça gelişiyor. Gurmelik o kadar kolay değil. Okulunda okumanız gerekiyor. Mutfak idaresini bileceksin, malzemeleri tanıyacaksın, pişirme tekniklerini, menü yapmayı, yemeğin tarihini, bunların hepsini bilmen gerekiyor. Böyle donanımlı çok az kişi var. Ben bunların hepsini bilmiyorum. Onun için bana "Midesine düşkün adam" denmesini doğru buluyorum. Benim yemek seven insanlardan farkım, bu işe biraz daha meraklıyım, yemekleri tattıkça zevkim gelişiyor. Yemek konusunda kitap okuyorum. Lokantaların peşinde koşuyorum. Boğazına düşkün herkes bu ukalalığı yapabilir.

Dünya mutfağından kimleri beğeniyorsunuz?

En beğendiğim mutfak Türk mutfağıdır. Bunu Türk olduğum için söylemiyorum. Dünya mutfağını tattıktan sonra böyle bir kanıya vardım. Bunun dışında Hint mutfağını seviyorum. Karmaşık ve acı bir mutfaktır. Brezilya ve İtalyan mutfağını severim. Sadece pizza ve makarna değil güney İtalya'da çok güzel yemekler yapılıyor.

Yemek sohbetleri yapıyorsunuz. Sizce nasıl bir yemek kültürümüz var?

Bizim evlerimizde bayram yemekleri ve iftarlar haricinde yemeğe önem verilmiyor. Toplumumuzda yemekte konuşmanın ayıp olduğuna dair yaygın bir görüş vardır. Konuşulmadan yenen yemeklerin hiçbir zevki yoktur. İtalyan sofraları öyle değildir. Kalabalık ve şen şakraktır. Mesela ben çocukken yemek yerken kıkırdayamazdım.

İnsanlar yolculukta, yemekte ve alışverişte tanındığı söylenir. Bu tespit doğru mu?

Çok doğru bir laftır. Ben uzun yıllar arkadaşlık yaptığım kimselerle yolculuğa çıktıktan sonra arkadaşlığımı bitirdim. Yemek için de aynı şey geçerli. Nane molla oluyorlar, her şeye burun kıvırıyorlar ve yemek zevkini kaçırıyorlar. Yemek yerken ve gezerken bana keyif veren kişilerle takılıyorum.

Sıfatınız ne?

Gazeteci.
 

Bu içerik 2490 defa okundu.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Diğer Haberler

HABER HATTI

BIZI TAKIP EDIN

 TWITTER   FACEBOOK   AHSAR   GOOGLE+   

GAZETE GIDA'DA ARA


Gelişmiş Arama

GOOGLE'DA ARA

  •  
  •  
  •  

  • Bugün haber eklenmedi.

  • Son 7 gün haber eklenmedi.

  • Bu ay haber eklenmedi.

KONUK YAZARLAR

A.Rasim Küçükusta A.Rasim Küçükusta
ALÜMİNYUM FOLYOLAR SAĞLIĞIMIZI RİSKE ATIYOR
Güngör Uras Güngör Uras
Gıda maddeleri ithalatının üçte biri yağlı tohumlardan
Selim İleri Selim İleri
Pilavların dünyası
Erdem Yeşilada Erdem Yeşilada
Profesörden seçme saçmalar
Erkan Topuz Erkan Topuz
Meyvelerin kabuklarındaki mucizevi şifa
Emre Aköz Emre Aköz
Üzüm üzüme baka baka
Rüştü Bozkurt Rüştü Bozkurt
Önemli bir proje: Çocuk maması üretimi
Çapar Kanat Çapar Kanat
Tuhaf bir et ithalatı
Süleyman Yaşar Süleyman Yaşar
Türkiye'nin suyunu yabancı sermaye ele geçiriyor
Mehveş Evin Mehveş Evin
Kuraklık herkesi perişan edecek
Nedim Atilla Nedim Atilla
Bir deneysel mutfak çalışması... Antik Likya'nın lezzetleri
Fikri Türkel Fikri Türkel
Arıcılık, sadece bal üretimi değildir
Osman Arolat Osman Arolat
Dünya sebze-meyve piyasası ve biz
Osman Müftüoğlu Osman Müftüoğlu
Ekmeğin siyahı makarnanın yoğurtlusu
Selahattin Dönmez Selahattin Dönmez
Tuz yerine baharat
Mehmet Yaşin Mehmet Yaşin
Tencereden geçmişi okumak
Vahap Munyar Vahap Munyar
Yeterli kuru fasulye var mı ona bakarım fiyat yetkim yok
Mustafa Kutlu Mustafa Kutlu
Gıda hegemonyasına meydan okuyor
Mehmet Şeker Mehmet Şeker
Ayran siyasi simge olunca, içen ayrı düşer
Ali Ekber Yıldırım Ali Ekber Yıldırım
Ürün doğrulama ve takip sistemi...
Haşmet Babaoğlu Haşmet Babaoğlu
Simit!
Mustafa Altuntaş Mustafa Altuntaş
Kurban, hayvancılık ve veteriner hizmetleri
Yavuz Dizdar Yavuz Dizdar
Okul yemeklerinin kalitesizliği, almanız gereken ciddi önlemler
Ali Saydam Ali Saydam
Bizim köftecilere 'iletişim şart!'..
Nevin Halıcı Nevin Halıcı
Mübarek’i pilavla indirmek pişi ile göndermek
Hayrettin Karaman Hayrettin Karaman
Açık büfe israfı
Hikmet Boyacıoğlu Hikmet Boyacıoğlu
Ekmek ile ilgili doğrular, yanlışlar ve efsaneler
Mehmet Mert Mehmet Mert
Bitkisel üretimde kendimize yeterli miyiz?
Kemal Özer Kemal Özer
Meyve böceklerinden nasıl korunuruz?
Gila Benmayor Gila Benmayor
Altın bileziğimiz: Gastronomi
Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Nuri Öztürk
Kur’an’a göre helal gıda
Simge Çıtak Simge Çıtak
Diyetkolik misiniz?
Nihal Kemaloğlu Nihal Kemaloğlu
Zehirli şekerimiz "nereden" geliyor?
Taylan Erten Taylan Erten
GDO'lu mısır pancara karşı
Bülent Şık Bülent Şık
Sarıkeçili yörükler ve GDO'lu pirinçler
Melis Alphan Melis Alphan
Çocuk mu kandırıyorsunuz?
Celel Toprak Celel Toprak
Sağlıklı beslenme için ortak akıl arayışı
Yaşar Süngü Yaşar Süngü
Yoksulluk, ekmeği çöpe atmakla başlıyor
Damla Çeliktaban Damla Çeliktaban
Mayanın mayası
Hilmi Develi Hilmi Develi
Plastikçilerin derdi bitmiyor..
Koray Çalışkan Koray Çalışkan
GDO-kanser ilişkisi kanıtlandı
İsmet Berkan İsmet Berkan
Demek GDO'da da bilime ihtiyaç varmış...
Esen Evran Esen Evran
Fransızlar durdu Sabancı Dia'da gazladı
Kadir Dikbaş Kadir Dikbaş
Gıdadan ilk sinyaller
Ali Ağaoğlu Ali Ağaoğlu
Hububat rallisi
Meral Tamer Meral Tamer
Organik sebze-meyveye lezzet de geldi
Funda Özkan Funda Özkan
'Okul sütünde AK Parti'ye sorulacak tek soru var'
Abdurrahman Yıldırım Abdurrahman Yıldırım
Tarım ve turizm stratejik sektörler
Cüneyt Özdemir Cüneyt Özdemir
Sütten ağzı yanan hükümet
Metin Münir Metin Münir
Tohumların dünyasında
Yasemin Bradley Yasemin Bradley
Uzun yaşam reçetelerinden biri gün aşırı aç kalmak

E-BÜLTEN


Ad Soyad:
E-Posta: