Gazete Gıda surfcera
Facebook     FriendFeed     Twitter
ANASAYFA   GÜNDEM   SEKTÖR   GURME   GIDAGÜVENLİĞİ   BESLENME   HAYAT   MEVZUAT   EKONOMİ   ŞİRKETLER   FUAR   KİTAP   SÖYLEŞİ   İNSAN   AMBAR   ARTI   
Video Galeri Foto Galeri Anket Sitene Ekle Rss Akışı Arşiv Bize Ulaşın
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ALATLI: İYİ YEMEK YAPMAK İYİ YAZI YAZMAK GİBİDİR
20 Haziran 2011, 01:47

ALATLI: İYİ YEMEK YAPMAK İYİ YAZI YAZMAK GİBİDİR

Yazar Alev Alatlı, ekonomist, felsefeci ya da ilahiyatçı kimliklerini bir kenara bırakıp 'Funda'nın Mutfak Rehberi' isimli bir yemek kitabı yayımladı. Alatlı, yemek yapmayı da yazı yazmak gibi saygıyla ve elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışarak, çok ciddiye alıyor.

Yazar Alev Alatlı, Alfa Yayınları'ndan çıkan yeni kitabıyla okurlarını şaşırttı. Kendi yaşadığı sıkıntıları başta kızı Funda olmak üzere çalışan, çocuklu, genç kadınların yaşamaması için bir rehber yemek kitabı hazırlamış. 100'den fazla mönü ve tüm bu yemeklerin alışveriş listeleri var. Özel günlere özel mönüler de koymuş, tüm dini bayramların yanı sıra Sevgililer Günü de var, Tıp Bayramı da... 'Restoranlarda anlamsızca pahalı, en iyisi evde yapmak' dediği suşi de, kebaplar da... Kendisiyle kitabını konuşmak üzere buluştuk ama sadece yemek konuşamadık. Ekonomist kimliğiyle son seçimlerin sonuçlarını olumlu bulan Alatlı, aydın kimliğiyle değerlendirmesini istediğim de şu çarpıcı tespiti yaptı: 'Birtakım değerler oturtulmadığı sürece, o parti ya da bu parti fark etmez, herkes dışladığına zulmediyor.  MHP ya da CHP gelseydi farklı mı olacaktı? Türk toplumu psiko-sosyolojik gelişimini tamamlayamadı. Kraldan çok kralcı davrananları her dönemde gördüm. Bireyselleşme gelişmiş değil, çocuksu bir toplum ve insanlar kendi vicdanlarına dönük karar veremiyor' diyor.
- Sizden hiç beklenmeyen bir kitap yazdınız, nasıl ortaya çıktı?
Herkesin annelerinden kalan yemek tarifleri vardır. Kimi iyi yazılır, kimi yazılmaz... Ben benim reçetelerimi kızım Funda'ya bırakabilmek için önce tarifleri bir araya getireyim diye başladım. Sonra bu kitap ortaya çıktı.
- Kızınızın şahsında çalışan kadınların tümüne bir rehber gibi...
16-17 yaşındaydım ilk sigortam olduğunda dolayısıyla deplasmanda çalışmanın ne olduğunu çok iyi bilirim. Şimdi de çalışan genç kadınları gördüğümde içim gider. Öyle zamanlar oldu ki tıkış tıkış minibüste bezelye ayıkladım... Öndekiler dönüp dönüp bakınca dedim ki 'Dua edin soğan soymuyorum! Hiç dokunmayın bunlar böyle ayıklanacak.'

KEBABI VARKEN NEDEN SADECE SİMİDİNE KALALIM
- Özel günlerde sofra hazırlamak da bir başka zordur; kitapta buna da çözüm getirmişsiniz...
Özel günlerin hepsi bir okazyon bir araya gelmek için. Bir de kültürel bir tarafı da olsun istedim kitabın. Süryanilerin Yaldo Bayramı da var, Yahudilerin Roş Aşana'sı da, ki bu ülke çok zengin. Üstelik geleneğin geçebilmesi, şehir yaşamının bizi birbirimizden toptan koparmamasının yolu mutfaktan geçiyor. Ne kadar çok bir araya getirebilirsek insanları bir yemek masasının başında, yabancılaşmayı o kadar atacağız. Mesela 'kandil kebabı' varmış. Niye bir çarşı simidine kalalım, elimizde mis gibi kandil kebabı varken. Bir de mutfak eğlenceli bir alan zaten.
- Geleneksel yemeklerin dışında dünyadan da çok yemek var...
Çok küçükten değişik mutfaklara maruz kaldım, malum liseyi Japonya'da okudum. Böyle bir yaşam tecrübesi olunca ister istemez uyum sağlamayı öğreniyorsun. Çok küçük yaşta 'ıyy yemem' dediğin bir şey kalmıyor. İnsanlar yiyor, sen onlardan daha mı özelsin? Bu da damak bağnazlığını kaldırıyor, tüm yiyeceklerin nimet olduğunu öğreniyorsun.
- Yemek de hayat gibi galiba...
Aynen; hayat gibi. Daha da önemli bir şey yok, insan bunun için yaşıyor. Küstahlık etmemek lazım. Kendini beğenmişlik, milleti yediğinden içtiğinden dolayı aşağılamak o genel yabancılaşmanın parçası. Hani bir zamanlar 'lahmacunla viski içiyor bak şuna' gibi laflar vardı. Biraz da ondan olayım demek, genişlemek, empati yapmak lazım.
- Sizi mutfakta hayal etmek çok kolay değil. Neden böyle bir algı oluştu?
Type casting yani rol biçmek; rol biçiyorlar insanlara... Yani entelektüel biri, oturup Magna Carta'yı sorgulayabiliyor ama o kişi yemek de yapabilir. Bir süre, bu ön yargıların körüklendiğini de kabul edelim.
- Feminizm akımı nedeniyle mi?
Kısmen tabii. Kadın hakları içine yemek pişirmemeyi koymak absürt bir şey. Peki, 'yemek pişirmemek' bir erkek hakkı mıdır? Bu yaşamın olmazsa olmazı, bir de sevgi unsuru var. Karşındakinin yaptığın yemeği sevgiyle yemesi o kadar mühim bir şey ki.

İYİ YAPAMADIĞIM YEMEĞİ YAPMAM
- Peki, iyi pişirilmemiş, kıvamı tutmamış bir yemek size ne hissettirir?
İyi yapılabilecek bir şeyi yapmamak bana kabalık, üşengeçlik, hafif meşreplik gibi geliyor. Vıcık vıcık yağlı bir kızartılmış patates görmekten utanırım ben. Yapan adına da utanırım. Çünkü çok basit bir şey; biraz dikkat gerekiyor sadece. Bir metin yazarken aynı kelimeyi bir cümle içinde iki kez geçirmek, virgülü yanlış yere koymak gibi. Patatesi yerken her seferinde 'teşekkür ederim patates, bana gıda oldun' diyenlerden değilim ama bu hakikaten bir nimettir ve bu düzgün kullanılmalı. Hayattaki her şey gibi...
- Başarısız sonuçlarınız var mı?
Hep var; mesela pasta yapmam. Baklava açamam. Öğrenmedim; o zaman da yapmıyorum. Öyle bir iddiam da olamaz. Amatörün, amatörüyüm; ama yaptığımı da hakikaten iyi yapmaya çalışıyorum.

Türkiye araziye uyarak hayatta kalıyor
- Türkiye bir yemek olsaydı ne olurdu?
Türkiye müthiş bir mönü olur, yemek olmaz. Hatta açık büfe, dev bir ziyafet sofrası olurdu Türkiye. Ve çok güzel bir ülke. Her seferinde içimi titretir bu ülke.
- Mustafa Kemal ve arkadaşlarının bir cumhuriyet inşa ederken ellerindeki tariflerle kurdukları sofrayla bugünkü sofra arasında ne tür farklar var?
Her şey değişir; ne aynı kalır ki, dünya da değişti. Malzemeler değişir, zevkler değişir. Tabii ki o günkü cumhuriyet bugünkü gibi olmayacak. Cumhuriyet kurulurken, tıpkı diğer ülkelerde olduğu gibi o dönemin doğrularıyla hareket edildi. Burada önemli olan değişimi dünyayla birlikte sürdürebilmek. Zaten bunu becerenler ayakta kalıyor. Beceremeyenler gidiyor.
- Bizde değişime ayak uydurma çabaları sekteye uğradı mı?
Tabii ki ama buna rağmen başardık. Mesela 80'li yıllar; liberal ekonomi; bunların babaları Reagan. Bakıyorsun bizde de birkaç sene sonra Özal var, çok gecikmiyoruz. Türkiye tahminlerin çok ötesinde araziye uyuyor. Belki de bu ulusun Orta Asya'dan bu güne gelebilmesinin sebebi bu. Bu kadar araziye uyduğun zaman aksadığın yönlerin de oluyor, mesela tedarikte aksıyorsun. Gelenek biriktiremiyoruz kolay kolay,  o zaman da hepimiz zaman zaman üzülüyoruz. Kimimiz 19 Mayıslar mahvoldu diye üzülüyor, kimimiz Ramazan Bayramı Şeker Bayramı haline geldi diye.
- Gelenek biriktirememe eksiğimizi nasıl telafi edeceğiz peki?
Ben sofraların gelenekleri taşıyabileceğine inanıyorum. Sofralarımızın mutlaka hayatımızda kalması gerekiyor. Bir de insan hayatının asıl değerlerini unutmamalı. Bu değerler bugünden yarına değişen şeyler değil. Bunları sıkı tutabilirsen, gelenekleşmeye yardımcı olur.

Ceddimize karşı insaflı olalım
- Döneme göre geleneklerimizle ilişkilerimiz de değişiyor mu?
Cumhuriyete de daha öncesine de yani ceddimize karşı insaflı olmalıyız; birbirimize karşı da. Birbirimizin onurunu gözetmeliyiz.
- 'İnsaf azalması' mı yaşıyoruz?
Onu görüyorum. Geçenlerde Takrir-i Sükun Kanunu'nun Meclis zabıtlarını okudum. Birbirlerine 'efendim' demeden söze başlamıyorlar. O terbiyede bir aşınma var. Bugünkü durumda Amerikan jargonu etkili. Televizyonun da payı yadsınamaz.
- Seçim öncesi meydanlardaki jargonu nasıl buldunuz peki?
Müessif ama tuhaf bir şekilde ağzından çıkanı kulağın duymaması alışkanlık oldu. Mezhep genişledi çok tuhaf. Ama bunu her yerde görüyorsunuz. Bunda Türkçe kaybının etkisi de var. En masum olan da en aşağılık olan da aynı kelimeyle ifade edildiği zaman iletişim çok zor. Nüansları kaybediyoruz. Bu, tehlike. Umuyorum bıkacağız bu yalap şalap halimizden, sıkılacak gibi sanki insanlar bir noktada. Pat diye dönüverir bizim toplum. Tekrar bir şeyleri keşfetmek gibi, ki olmuştur daha önce.

İnsanlar 'Türküm' demekten korkuyor
'Türk toplumunun çocuksu hallerini bırakıp büyümesine daha çok var. Bizde anneler çocukların büyümesine izin vermez. Koruma içgüdüsüdür bu. Böyle toplumların en büyük avantajı hayatta kalmalarıdır. Ancak bu durum aynı anda şu anda yaşadığımız bu toplumsal sorunların da kaynağı. Ne kadar sabırlı ve insaflı olabilirsek ve ne kadar da kötüyü tedip edebilirsek o kadar bu mahsurları aşarız. Bunun için biraz da istikrar lazım. Her dakika kavga eden ana-babanın çocuklarından ne kadar hayır gelir? Türkiye ne zaman sevgi ortamı doğurdu son 60-70 yıldır? Ne zaman başını okşadık biz Türklerin? Osmanlı zaten Türklerden başka herkesi sevdi, Türkleri sevmedi. Cumhuriyet sevdi mi; Atatürk hariç? Hayır! Bugün de sevilmiyor. Şimdi bugün Türküm diyebilene aşk olsun! Herkes kendi geçmişinde yakası açılmadık etnisiteler bulup onları ortaya sürmeye başladı. Irkçılığa bir adım kaldı. Türk milleti kavramıyla etnisite kavramı karışıyor. Bunun nedeni de şu: Tabiri caizse cazgır bir etnisitenin yani Kürtlerin sadmesinden böyle oldu, geçecektir. Bazı mitosların ölmesine izin vermemek gerek. Yani yüzleşelim, gerçekler ortaya çıksın ama bunlar çocuksu şeyler. Bazı şeylerle yüzleşilmez. Yüzleşilir ama ne getirir, ne götürür iyi tartmak gerek. Amerika, Kızılderililere yaptığını sabahtan akşama konuşsun, ne olur? Bir yerde kesip yeniden başlamak gerek'...

Kaynak: Akşam / Gülay Altan

Bu içerik 3038 defa okundu.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Diğer Haberler

HABER HATTI

BIZI TAKIP EDIN

 TWITTER   FACEBOOK   AHSAR   GOOGLE+   

GAZETE GIDA'DA ARA


Gelişmiş Arama

GOOGLE'DA ARA

  •  
  •  
  •  

  • Bugün haber eklenmedi.

  • Son 7 gün haber eklenmedi.

  • Bu ay haber eklenmedi.

KONUK YAZARLAR

A.Rasim Küçükusta A.Rasim Küçükusta
ALÜMİNYUM FOLYOLAR SAĞLIĞIMIZI RİSKE ATIYOR
Güngör Uras Güngör Uras
Gıda maddeleri ithalatının üçte biri yağlı tohumlardan
Selim İleri Selim İleri
Pilavların dünyası
Erdem Yeşilada Erdem Yeşilada
Profesörden seçme saçmalar
Erkan Topuz Erkan Topuz
Meyvelerin kabuklarındaki mucizevi şifa
Emre Aköz Emre Aköz
Üzüm üzüme baka baka
Rüştü Bozkurt Rüştü Bozkurt
Önemli bir proje: Çocuk maması üretimi
Çapar Kanat Çapar Kanat
Tuhaf bir et ithalatı
Süleyman Yaşar Süleyman Yaşar
Türkiye'nin suyunu yabancı sermaye ele geçiriyor
Mehveş Evin Mehveş Evin
Kuraklık herkesi perişan edecek
Nedim Atilla Nedim Atilla
Bir deneysel mutfak çalışması... Antik Likya'nın lezzetleri
Fikri Türkel Fikri Türkel
Arıcılık, sadece bal üretimi değildir
Osman Arolat Osman Arolat
Dünya sebze-meyve piyasası ve biz
Osman Müftüoğlu Osman Müftüoğlu
Ekmeğin siyahı makarnanın yoğurtlusu
Selahattin Dönmez Selahattin Dönmez
Tuz yerine baharat
Mehmet Yaşin Mehmet Yaşin
Tencereden geçmişi okumak
Vahap Munyar Vahap Munyar
Yeterli kuru fasulye var mı ona bakarım fiyat yetkim yok
Mustafa Kutlu Mustafa Kutlu
Gıda hegemonyasına meydan okuyor
Mehmet Şeker Mehmet Şeker
Ayran siyasi simge olunca, içen ayrı düşer
Ali Ekber Yıldırım Ali Ekber Yıldırım
Ürün doğrulama ve takip sistemi...
Haşmet Babaoğlu Haşmet Babaoğlu
Simit!
Mustafa Altuntaş Mustafa Altuntaş
Kurban, hayvancılık ve veteriner hizmetleri
Yavuz Dizdar Yavuz Dizdar
Okul yemeklerinin kalitesizliği, almanız gereken ciddi önlemler
Ali Saydam Ali Saydam
Bizim köftecilere 'iletişim şart!'..
Nevin Halıcı Nevin Halıcı
Mübarek’i pilavla indirmek pişi ile göndermek
Hayrettin Karaman Hayrettin Karaman
Açık büfe israfı
Hikmet Boyacıoğlu Hikmet Boyacıoğlu
Ekmek ile ilgili doğrular, yanlışlar ve efsaneler
Mehmet Mert Mehmet Mert
Bitkisel üretimde kendimize yeterli miyiz?
Kemal Özer Kemal Özer
Meyve böceklerinden nasıl korunuruz?
Gila Benmayor Gila Benmayor
Altın bileziğimiz: Gastronomi
Yaşar Nuri Öztürk Yaşar Nuri Öztürk
Kur’an’a göre helal gıda
Simge Çıtak Simge Çıtak
Diyetkolik misiniz?
Nihal Kemaloğlu Nihal Kemaloğlu
Zehirli şekerimiz "nereden" geliyor?
Taylan Erten Taylan Erten
GDO'lu mısır pancara karşı
Bülent Şık Bülent Şık
Sarıkeçili yörükler ve GDO'lu pirinçler
Melis Alphan Melis Alphan
Çocuk mu kandırıyorsunuz?
Celel Toprak Celel Toprak
Sağlıklı beslenme için ortak akıl arayışı
Yaşar Süngü Yaşar Süngü
Yoksulluk, ekmeği çöpe atmakla başlıyor
Damla Çeliktaban Damla Çeliktaban
Mayanın mayası
Hilmi Develi Hilmi Develi
Plastikçilerin derdi bitmiyor..
Koray Çalışkan Koray Çalışkan
GDO-kanser ilişkisi kanıtlandı
İsmet Berkan İsmet Berkan
Demek GDO'da da bilime ihtiyaç varmış...
Esen Evran Esen Evran
Fransızlar durdu Sabancı Dia'da gazladı
Kadir Dikbaş Kadir Dikbaş
Gıdadan ilk sinyaller
Ali Ağaoğlu Ali Ağaoğlu
Hububat rallisi
Meral Tamer Meral Tamer
Organik sebze-meyveye lezzet de geldi
Funda Özkan Funda Özkan
'Okul sütünde AK Parti'ye sorulacak tek soru var'
Abdurrahman Yıldırım Abdurrahman Yıldırım
Tarım ve turizm stratejik sektörler
Cüneyt Özdemir Cüneyt Özdemir
Sütten ağzı yanan hükümet
Metin Münir Metin Münir
Tohumların dünyasında
Yasemin Bradley Yasemin Bradley
Uzun yaşam reçetelerinden biri gün aşırı aç kalmak

E-BÜLTEN


Ad Soyad:
E-Posta: